10.02.2012

DULKADİRLİLERİN DESTANI

Bir şanlı mâzinin aziz evlatlarına selam olsun.
Yıl 1337…

Osmanlı’dan Orhan Bey’in devr-i fütühhatı sürerken
Namına Hasan Dulkadir derler
Bir er oğlu er
Güney’den Maraş’tan, Elbistan’dan
Binboğa’dan, Antep’ten, Hatay’dan
Koptu geldi....


Bey oldu Türkmenlerin başına, kurdu beyliğini
Halep’te kışlayan, Anadolu’da yaylayan
O Bozok Türkmeni ki birlik oldular
Birlik olunca dirlik oldu
Hasan Bey, bey oldu
Dulkadirli Beylik oldu
Bir Karaca Bey vardı ki beylerin hasıydı
Çukurova’yı Ermeni’den aldı, Türk’e verdi
Çukurova’ya öbek öbek Türkmen gülleri serdi
Halil Bey ki Karaca Bey’in oğluydu
Cengaver yiğitti, savaşırdı ölümsüzcesine
Kostantin’i getirdi dize
Adına “Melikü’z-zahir” dediler.
Şimdi yatar Melikgazi köyünde yeğeni Mısır Hatun’la
O da yatmıştır ölümsüzlük uykusuna
Hâbil le Kâbil gibi düşürdüler kardeşi kardeşe
Hileyi icat eden şeytan, alçaklığı yanıbaşına koydu
Tarihler yazdı hep hilekarların, sahtekar alçakların hikayesini.
Bir Selvi Bey vardı, Halil Bey’in kardaşıydı.
Selvi gibi boyluydu, iyi huyluydu
Kız vermişti Osmanlı’ya.
Çelebi Sultan Mehmet’in kayın babasıydı.
Araplar ona “Haykal’ul Türkmen”, heykel gibi Türkmen derdi.
Biz Türkler Selvi derdik, selvi boylu bir yiğitti.
Düşmanın elinden çekildi taaa Develi’ye kadar geldi.
Yiğitçe deviremediler Selvi’yi
Bir gece uyurken bir hançer, alçakça vurdu koca yiğide.
Aramadılar uzaklarda düşmanı, düşman yanıbaşındaydı
Hem de özbeöz oğlu Sadaka idi baba ocağını deviren.
Sadaka Bey de ödedi ihanetin bedelini.
Beyliğin başına Nasireddin Mehmet Bey geçti.
Yaşı kırka basmıştı, Halil Bey’in oğluydu.
Öyle bir zât ki bilge mi bilge, akıllı mı akıllıydı.
Devrinin en büyük diplomatıydı.
Beylik büyüdü, büyüdü; Harput’a vardı.
İnmişti Halep’e, bir de Hama vardı.
Ol Sultan ki yaptırmıştı Kayseri’ye Hatuniye Medresesini
Duyurdu cümle âleme kızı Mısır Hatun’un sesini
Ak sakallı Nasireddin seksen yaşında öldü.
Hem Anadolu’da hem Mısır’da çok hürmet gördü.
Babasının yerine Süleyman Bey geçti.
Lakabı şişmandı, Şişman Süleyman Bey derlerdi.
Fatih Sultan Mehmet Han’ın kayınpederiydi
Kızı Sitti Hatun’u vermişti ol ulu sultana
Süleyman’ı da toprak aldı, yer gizledi.
Türbesini yaptılar hemen şuracıkta Gülabi köyüne
Şimdi Garip Türbe demişler adına.
Böyle garip mi olurmuş baksanıza şanına.
Melik Arslan Bey ki Süleyman Bey’in oğluydu.
Kayseri’ye kadar geldi
Mancusun köyüne bir de cami yaptırdı.
Camileri severdi, severdi amma
Kardeşi kıydırdı Melik Arslan’ın canına
Kılarken namazını Elbistan’da.
Bir hançer yılan gibi sarıldı sırtına.
Ey Şahbudak dinle, kardeş kanına giren onmaz,
Kardeş kanına giren onmadı.
Şahbudak da onmadı.
Onun da akıbeti iyi olmadı.
Bir Şahsuvar Bey vardı beyliğin başı.
Fatih’in kayınbiraderiydi, takdire şayandı.
İnce ruhlu adamdı, şairdi amma
Kölemen’in pis oyunu onu da vurdu.
Şahsuvar Bey gibi bir kurban buldu.
Gözyaşları içinde uğurlandı kara toprağa.
Ağıtlar kurudu, topraklar kurudu.
Gökler rahmetini kesti bir süre.
Bir Şahruh Bey vardı ki Kırşehir’in beyiydi.
Yaptırmıştı Kayseri’de koca köprüyü Kızılırmak’a
Köprüden geçerken köprü yıkılmasın diye
Nice yiğitler suya dökülmesin diye
Gelinlerin, kızların boynu bükülmesin diye.
Bir Ali Bey vardı ki gözler görmedik
Şah yiğitti, şahbaz yiğitti, mahirdi
Çaldıran’da savaştı, Yavuz’la koştu Mısır’a.
Bir orada, bir burada Ali Bey yorulmazdı.
Şah İsmail kimdi, Celali ne ki onun yanında.
Tomambay’ı bile dikti idam sehpasına.
Hem de babasının idam edildiği meydanda aldı intikamını.
O tarihte Ferhat Paşa derler bir düzenbaz çıktı.
Kıskandı Ali Bey’i, kurdu tuzağını alçakça.
Kıydı Ali Bey’e hem de üç oğluna Tokat’ta.
Bir çadırın içinde, dost meclisindeydiler.
Ferhat’ın hilesini hiç sezemediler.
Yiğit bastılar, can yaktılar, ev yıktılar.
Gözyaşları kurudu, derin acılar dilsiz oldu.
Bir Alaüddevle Bozkurt Bey vardı ki büyük hayırsever…
Her yeri donattı camilerle, hamamlarla, medreselerle…
Zamantı’yı imar etti boydan boya.
Aha şuracıkta Bürüngüz’de camisi vardır.
Bpzkurt Bey, gerçekten büyük bir adamdır.
Şah İsmail kızını istedi Bozkurt Bey’den.
Olur muydu öyle şey?
Bozkurt Bey söz vermişti Yavuz Sultan Selim’e.
Şah İsmail’i elinin tersiyle itti.
Gel zaman, git zaman Yavuz padişah oldu.
Turna dağında dikildi Bozkurt Bey’in başına.
Kattı Dulkadirli’yi Osmanlı toprağına.
Beylik bitmişti ama soy bitmedi.
Her bir tarafa hanedan oldular, bey oldular.
Sancak beyi, alay beyi, beylerbeyi oldular.
İşte burada Davut Bey’in toprağından seslendim size.
Ruhları şad olsun, unutmadık onları, unutmayacağız
Söz verdik kendimize.

yazı; Burhanettin Akbaş



Soma Toplumsal Dönüşüm Projesine destek olun!

0 yorum:

Yorum Gönder